İskansız Binaya Elektrik Aboneliği Nasıl Alınır? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
İstanbul gibi büyük ve kalabalık bir şehirde yaşam, her açıdan zorluklar ve fırsatlar sunar. Ancak, bu fırsatlar herkes için eşit şekilde ulaşılabilir değildir. Herkesin yaşam koşulları farklıdır; bazen birinin evinde sıcak su yoktur, bazen de bir binanın iskansız olduğu için elektrik aboneliği alınması neredeyse imkansız hale gelir. Peki, iskansız binaya elektrik aboneliği nasıl alınır? Bu soru, aslında daha büyük bir sorunun parçasıdır: toplumsal eşitsizlik ve sosyal adalet. Bu yazıda, hem teorik hem de günlük yaşantımdan örneklerle, farklı grupların bu süreçten nasıl etkilendiğini inceleyeceğim.
İskansız Binada Elektrik Aboneliği: Temel Zorluklar
İstanbul’da çalışırken, sokakta gördüğüm her sahne bana toplumsal cinsiyet, sınıf, ve erişilebilirlik hakkında çok şey anlatıyor. Geçenlerde, bir arkadaşım bana iskansız bir binada elektrik aboneliği almanın ne kadar zor olduğunu anlatıyordu. Evet, teknik olarak yapılabilir ama çok karmaşık bir süreç. İskansız bir binada yaşayanlar için bu, sadece bürokratik bir zorluk değil, aynı zamanda daha büyük bir sosyal eşitsizlik ve toplumsal adalet meselesi haline gelir.
Çünkü, bir bina iskansızsa, bu genellikle o binanın yasa dışı ya da plansız bir şekilde inşa edildiğini gösterir. Bu da, orada yaşayanların çoğunun daha düşük gelirli veya taşınması zor olan koşullara sahip olduklarını düşündürür. Elektrik aboneliği almak için önce binanın iskânı alınmalıdır. Ancak, iskân almak için de bir dizi şart gerekir ve bu şartlar, özellikle düşük gelirli aileler için büyük bir engel oluşturur.
Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Elektrik Aboneliği
Düşünsenize, İstanbul’daki birçok mahallede kadınlar, yalnızca elektrik değil, temel yaşam hizmetlerine erişim konusunda da daha büyük engellerle karşı karşıya kalıyor. Çoğu zaman evde yalnız olan kadınlar, özellikle kira ödeyemeyen ya da evini geçindiremeyen kadınlar, iskansız binalarda yaşıyor. Elektrik aboneliği almak için gereken şartlar ve süreçler, kadınların bu engelleri aşmasını zorlaştırıyor.
Bir kadın arkadaşım, her ay elektrik borcunu ödeyebilmek için birçok farklı işte çalışıyordu. Ama evinin bulunduğu mahallede, bir iskansız binada yaşadığı için, sürekli elektrikle ilgili sorunlar yaşamak zorunda kalıyordu. Elektrik aboneliği almak, evin elektrikli aletlerinin tamir edilmesi, faturaların düzenli ödenmesi… Bunlar, sadece “evde yaşam”ın gereklilikleri değil, aynı zamanda kadının günlük hayatındaki büyük yüklerden biriydi.
Yine de, bu tür engellerin kadınların hayatını etkilemesi çok daha zorlayıcı. Örneğin, bir kadının tek başına elektrik aboneliği almak için yapılan prosedürleri takip etmesi, ailesinin onayını alması ya da para bulması çok daha zor olabilir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, evdeki elektrik sorunlarını aşma çabalarını daha karmaşık hale getirebilir.
Çeşitlilik ve Elektrik Aboneliği
İstanbul’da, daha düşük gelirli mahallelerde yaşayan insanlar genellikle iskansız binalarda oturuyor. Bu binalarda elektrik almak, sadece yönetmeliksel değil, aynı zamanda ekonomik bir engel de oluşturur. Özellikle göçmenler, sığınmacılar ya da düşük gelirli aileler, elektrik aboneliği almak için karşılaştıkları bürokratik engellerle mücadele ederler. Bu tür insanlar, genellikle şehirdeki en zorlu koşullarda yaşamaktadır.
Bir gün, toplu taşımada, yanımda oturan bir kadının telefonunu şarj etmek için sokakta bir dükkân bulduğundan bahsettiğini duydum. Telefonunu şarj edebilmek için bile bir dükkânın yardımına ihtiyaç duymak, günümüz dünyasında bir insanın yaşam kalitesini etkileyen büyük bir mesele. O kadın, göçmen bir işçi olarak İstanbul’a gelmişti ve iskansız bir binada kalıyordu. Elektrik aboneliği almak ise, onun için neredeyse imkansız bir şeydi. Çünkü sistem, onu yasal olmayan bir durumda sıkıştırıyor ve bu da onun daha fazla zorlanmasına neden oluyordu. Elektrik gibi temel bir hizmetin eksikliği, o kadının hayatındaki zorlukları daha da büyütüyordu.
Sosyal Adalet ve Elektrik Erişimi
Sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, iskansız binaya elektrik aboneliği alabilmek, aslında daha büyük eşitsizlikleri ortaya çıkarıyor. Bir insanın, yaşadığı evde temel hizmetlere ulaşabilmesi, ne kadar adil bir toplumda yaşadığının en önemli göstergelerindendir. Herkesin aynı şartlar altında eşit hizmetlere erişebilmesi gerekmektedir. Ancak, İstanbul gibi büyük şehirlerde, birçok insanın bu temel hizmetlere erişimi, ya yasal zorluklar ya da ekonomik yetersizlikler nedeniyle kısıtlanmış durumda.
Bir sosyal hizmet çalışanı olarak, sokakta gördüğüm her durumda bu eşitsizlikleri daha derinlemesine hissediyorum. Herkesin elektriğe, suya ve güvenli bir yaşama hakkı olduğuna inanıyorum. Ama toplumun büyük bir kısmı, temel ihtiyaçlarını karşılamak için savaşmak zorunda kalıyor. Bu, sadece bir devlet sorunu değil, aynı zamanda bir toplumsal adalet meselesidir. Toplumun farklı kesimlerinden gelen bireylerin bu süreçten nasıl etkilendiği, o toplumun ne kadar adil olduğuna dair büyük ipuçları veriyor.
Sonuç
İskansız binaya elektrik aboneliği almak, aslında çok daha derin bir sosyal yapıyı yansıtır. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlar, bu sürecin her adımında etkili olur. Kadınlar, göçmenler, düşük gelirli aileler ve yoksul mahallelerde yaşayanlar, bu tür zorluklarla başa çıkarken, karşılaştıkları engeller yalnızca bürokratik değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik engellerdir. Bu sorunlar, bizim toplum olarak ne kadar eşit bir yaşam sunduğumuzun, ne kadar adil bir sistem kurduğumuzun bir göstergesidir.
Elektrik aboneliği almak, aslında sadece bir evin ışığını açmak değil, bir insanın hayatını daha sürdürülebilir kılmak için gerekli olan en temel adımlardan biridir. Bu adımların daha ulaşılabilir olması için toplum olarak daha adil bir yapı inşa etmemiz gerektiğini unutmamalıyız.