Deniz Süngeri ile Bulaşık Yıkanır Mı? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
İstanbul’da bir sabah, sabah trafiğinde metrobüste ilerlerken gözlerim, her gün gördüğüm ama üzerine fazla düşünmediğim bir sahneye takıldı. Bir adam, elinde deniz süngeriyle bir restoranda bulaşık yıkayan kadına dikkatle bakıyordu. O an, deniz süngeri ile bulaşık yıkanmasının, toplumsal cinsiyet normları ve günlük yaşam üzerindeki etkilerini anlamama sebep oldu.
Bulaşık yıkama gibi günlük bir etkinliğin, aslında toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle nasıl bağlantılı olduğunu hiç düşündünüz mü? Cevabınız “hayır” ise, belki de deniz süngeri ile bulaşık yıkanma gibi basit bir hareketin, altındaki daha büyük toplumsal yapıları nasıl dönüştürdüğünü anlamaya başlamak ilginç olabilir.
Deniz Süngeri ve Bulaşık Yıkama: Toplumsal Cinsiyet Rolleri
Deniz süngeri ile bulaşık yıkamak, temizlikle ilişkilendirilen bir iş olarak, toplumda çoğunlukla kadına atfedilen bir sorumluluktur. Toplumda kadınların ev içi işler, çocuk bakımı ve temizlik gibi görevleri üstlenmesi beklenirken, erkekler genellikle bu tür görevlerden muaf tutulurlar. Çoğu zaman, bir erkeğin bulaşık yıkaması ya da ev işi yapması, toplumsal normlarla çelişen bir davranış olarak görülür.
İstanbul’un caddelerinde, evdeki erkeklerin çoğunlukla mutfağa girmediği, bulaşıkların kadınlar tarafından yıkandığı bir gerçek. Sokakta gözlemlediğimizde, iş yerinde ya da arkadaşlarımız arasında bu rollerin pekiştiğini fark edebiliriz. Bir erkeğin, deniz süngeriyle bulaşık yıkarken kendini toplumdan gelen bir baskıya karşı nasıl hissettiğini, buna karşılık kadınların da “doğal” olarak bu işlerle ilişkilendirildiği durumu düşünmek, toplumsal cinsiyetin ev içindeki dinamiklerde ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.
Bununla birlikte, son yıllarda toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine yapılan çalışmalar ve farkındalıklar, bu tür rollerin sorgulanmasına olanak tanımış durumda. Kadınlar sadece “ev işleri” ile tanımlanmamalı, erkekler de temizlik işlerine dahil olmalı. Ancak, bunu değiştirmek kolay değil. Birçok insan hala ev işlerini kadın işlerinden biri olarak görmekte, erkeklerin ise “yapmak zorunda” olmadığı bir görev olarak.
Çeşitlilik ve Farklı Grupların Deneyimleri
Türkiye’de, farklı sosyo-ekonomik grupların ev işleri ve toplumsal cinsiyetle ilgili deneyimleri farklılık gösterebilir. Örneğin, daha düşük gelirli gruplar arasında deniz süngeri ile bulaşık yıkamak gibi basit işlerin, genellikle kadına atfedilen bir görev olduğunu görmek mümkün. Ancak, bu sadece gelirle ilgili değil; eğitim seviyeleri, kültürel faktörler ve aile yapıları da bu durumu etkileyebilir. Bazı ailelerde, erkeklerin evdeki işlere katılımı daha yaygınken, bazı ailelerde bu durum hâlâ tabu olmaya devam edebiliyor.
Yüksek eğitimli ve daha kentli bölgelerde, kadınların iş gücüne katılımı arttıkça, erkeklerin de ev işlerine katılmaları bekleniyor. Ancak bu, genellikle bireysel tercihler ve evdeki eşitlik anlayışına göre şekillenen bir durum. Yani, deniz süngeri ile bulaşık yıkamanın ötesinde, bu tarz toplumsal işlerde eşitlik sağlamak için sosyal ve kültürel bariyerlerin aşılması gerekiyor.
Sosyal Adalet ve Ev İçi Eşitlik
Deniz süngeri ile bulaşık yıkamanın sosyal adaletle ilgisini incelemek, aslında daha derin bir sorunun parçasıdır: Evdeki ve iş yerindeki eşitsizlik. Eğer ev işlerini sadece bir cinsiyetin yükümlülüğü olarak görürsek, bu toplumsal adaletsizliği pekiştiririz. Kadınların evdeki işlerini, maaşlı işlerde olduğu gibi tanıyan, değer veren bir toplumda, deniz süngeri ile bulaşık yıkamak ya da evdeki diğer işlerde iş birliği yapmak, sosyal adaletin bir parçası haline gelebilir. Bu durum, yalnızca evdeki değil, toplumsal yapının daha geniş bir şekilde dönüştürülmesine olanak sağlar.
Sosyal adalet açısından, kadınların ev içindeki rolünü tartışırken, erkeklerin de evdeki sorumlulukları paylaşmalarının önemi büyüktür. Ancak toplumsal cinsiyet normları, erkeklerin bu işlerde yer almasının “gereksiz” olduğu bir kültür yaratmış durumda. Bu da, sosyal eşitsizliklerin devam etmesine neden oluyor. Deniz süngeri ile bulaşık yıkama gibi basit bir hareket, bu eşitsizlikleri sorgulamak için bir fırsat olabilir. Erkeklerin ev işlerine katılmasının, cinsiyet eşitliği için önemli bir adım olduğunu kabul etmek, toplumsal adaletin temel bir parçası olarak görülmelidir.
Günlük Hayatla Bağlantı
Günlük hayatta deniz süngeri ile bulaşık yıkamak, aslında çok basit bir eylem olabilir. Fakat, sokakta, evde, toplu taşımada ve işyerlerinde karşılaştığım her an, bana bu basit hareketin toplumsal yapılarla ne kadar ilişkilendiğini hatırlatıyor. Bir erkeğin bulaşık yıkadığı an, toplumsal cinsiyet normlarının değişip değişmediğini sorgulamanın başlangıcı olabilir. Bir kadının bu işi yaparken bir erkeğe kıyasla daha fazla yargılamaya uğraması, hala ev işlerinin cinsiyetçi bir şekilde dağıldığının göstergesidir.
Evet, belki deniz süngeri ile bulaşık yıkamak basit bir görev gibi görünebilir ama bunu nasıl ve kimlerin yaptığı, toplumsal eşitsizlikleri nasıl yansıttığı konusunda düşündürücü olabilir. Toplumdaki her bireyin, bu basit ama önemli eylemi yapma şekli, toplumsal yapılarla ilgili derin ipuçları verir.
Sonuç
Deniz süngeri ile bulaşık yıkamak, basit bir ev işi gibi görünse de, toplumsal cinsiyet rolleri, çeşitlilik, ve sosyal adalet ile derin bağlantılar kuruyor. İstanbul sokaklarında gördüğüm her sahne, bazen bir kadının her gün yapmayı zorunda olduğu işleri, bazen de bir erkeğin bu işler üzerinden yargılandığı anları hatırlatıyor. Cinsiyet eşitliği ve sosyal adalet için daha fazla düşünmek, farklı toplumsal grupların deneyimlerini anlamak ve ev içindeki görevleri eşit bir şekilde paylaşmak, sadece bulaşık yıkamaktan çok daha fazlasını ifade eder.