İçeriğe geç

Fransız İhtilali’nin temel nedenleri nelerdir ?

Fransız İhtilali’nin Temel Nedenleri Nelerdir? (Bir Genç İzmirli’nin Gözünden)

1. Fransız İhtilali: Mideyi Zorlayan bir Durum

Fransız İhtilali’nin temel nedenleri hakkında konuşmak, sanki bir öğle yemeği sonrası mide bulantısı çekiyorsunuz gibi bir şey. İlk başta, konu biraz karışık, ama sonra o kadar da korkunç olmadığını fark ediyorsunuz. Yani, mesele sadece bir grup Fransız’ın kafasında ‘neden hep biz?’ sorusunun dönmesinden ibaret değil, daha derin bir dram var. O zaman hemen başlıyorum:

1.1. Dönemin Fransa’sı: Bir Çikolata Çıkışı Gibiydi

Hadi, 18. yüzyılın sonlarına gidelim. Fransa’da, 17. Louis ve onun talihsiz eşi Marie Antoinette’nin keyfi yerindeydi. Yani, “İyi giyinen, başını sokacak evi olmayanlar”dan değil, “bütün şarapları ben içtim, hep ben parlıyorum” sınıfından bir hükümet vardı.

Ama o kadar zenginlerdi ki, bir süre sonra halkın isyan etmeye başladığını fark etmediler. Sanki pizza siparişi verirken, 15 kişi toplanmış, herkesin midesi kazınıyor ama sen hâlâ ‘güzelim bu kadar pizza yetmez’ diye düşünüyorsun. İşte tam olarak Fransa’da yaşanan buydu. Halkın aç gözlülüğü ile aristokratların lüksleri birbirine girdi.

1.2. Sosyal Hiyerarşinin ‘Herkes Yerini Bilsin’ Mesajı

Fransa’da sosyal hiyerarşi o kadar sertti ki, insanlar bir adım yukarı çıkmayı hayal edemiyordu bile. En aşağıdaki sınıf, yani köylüler, her daim aç kalıyordu. Orta sınıf bile elini cebine attığında cebinde sadece ‘umudunu’ buluyordu. “Hadi ya, ben neden kötü hissediyorum?” diye kendinize sormayın; çünkü hayal edin, her gün çalışıp, hiç bir şeye sahip olamamak… Ama tabii, yönetici sınıf bu kadar sıkıntıyı göz ardı ediyordu.

Bu sosyal düzen o kadar bozuktu ki, yeri gelmişken şu diyalog da aklıma geldi:

Bir arkadaşla sohbet:

Ben: “Ya, fark ettin mi? Fransa’daki zenginler, halkı gerçekten hiç umursamamışlar.”

Arkadaşım: “Bunu yeni mi fark ettin? Benim cep telefonumun şarjı da bitiyor. Düşünsene! Bizi dinleyen kim?”

Ben: “Aynen öyle, ama işte Fransız halkı, biraz daha dayanamayacakları bir noktaya geldi. O yüzden İhtilal başladı.”

1.3. Finansal Kriz: Tüm Kredi Kartlarının Bitişi

Fransa, 18. yüzyılın sonlarında öyle bir borç içindeydi ki, kredi kartı şirketlerinin Fransa’ya sürekli ‘yine ödeme yapmadınız’ mesajları göndermesi kadar absürd bir durum vardı. Fransız hükümeti, devasa bir borç yükü altında eziliyordu. Bir tarafta 7 yıl savaşları (ki neredeyse sadece borç ödemek için savaşılmıştı) diğer tarafta Marie Antoinette’in sarayda her gün yeni bir elbise alması, halk için gerçekten büyük bir gerginlik oluşturuyordu.

Bu dönemde Fransa, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerine karşı savaşmaya devam ediyordu, ama bu savaşlar o kadar pahalıydı ki, sonunda devletin kasası ‘Bitti!’ diye bağırmaya başladı. Devlet borçlarını ödemekte zorlanıyordu ve tabii ki en büyük ödemeleri, hiçbir katkı yapmayan zengin aristokratlar yapmıyordu.

2. Fransa’da Yükselen Aydınlanma Ruhunun Katkıları

Halkın içindeki isyanın sadece açlıkla ilgili olmadığını anlamak önemli. Aynı zamanda Fransa’da Aydınlanma düşünceleri hızla yayılmaya başlamıştı. Fransız filozofları, ‘Herkes eşittir’ diye bağırırken, halk da aslında, “Evet, biz niye açlık çekiyoruz?” sorusunu sormaya başladı. İşte bir devrimci zihniyetin tohumları böyle atıldı.

2.1. Montesquieu, Rousseau ve Voltaire: Herkes Kendi Fikrini Söylesin!

Fransa’da Montesquieu, Rousseau ve Voltaire gibi isimler, insan hakları ve özgürlüğü üzerine konuşmaya başladılar. Bütün bu isimler, insanların doğal haklarının olduğunu ve bu hakları savunmak gerektiğini söylediler. Yani kısacası, “Herkes eşittir” diyorduk, ama birileri her zaman başkalarından daha eşitti, öyle değil mi?

Bir arkadaşım şöyle demişti: “Ya işte devrim gibi bir şey ama aynı zamanda ‘kendi için yap’ gibi. Mantık biraz kafa karıştırıcı.”

Ben de şu cevabı vermiştim: “Halkın bu kadar saçma bir sistemle savaşacak kadar zeki olmaları zaten devrimin başlangıcı.”

3. Hükümetin Zayıf Yönetimi ve Krizlere Müdahale Edememesi

Bu noktada, hükümetin zayıf yönetimi devreye giriyor. Ya da aslında şöyle diyelim: “Yönetim boşvermiş bir durumda.” Zaten bu kadar borç, yiyecek sıkıntısı ve savaş yükü altındaki hükümet, halkın şikayetlerine cevap verecek güçte değildi.

3.1. Louis XVI’nin Yöneticiliği: Kafası Karışık Bir Lider

Louis XVI, aslında iyi bir insan olabilir. Ama bu adama iyi bir lider demek biraz komik olurdu. Aslında tarihte “çıkmaz sokağa girmemek” konusunda gerçek bir usta! Kendisinin içindeki esas sorun, halkın nasıl yaşadığını anlamamaktı.

İhtilal sırasında Fransa’nın ekonomik durumu felaketti. Bu durumu çözmek için halkın parasını harcayan Louis XVI, durumu daha da kötüleştirdi. 1789’dan önceki yıllarda yaptığı bazı kararlar, pek de parlak değildi. Mesela, vergi toplamak için köylülerden fahiş ücretler almaktan çekinmedi. “Bütün bunlar daha ne kadar devam edebilir ki?” diye soran halk, sonunda ‘yeter’ dedi.

4. Sonuç: Artık Yeter!

Fransız İhtilali, insanların bir araya gelip, çok uzun süre dayanamayacakları bir sistemin karşısında son derece güçlü bir direniş oluşturdukları bir dönemi simgeliyor. Bu isyan, sadece bir yiyecek sıkıntısı ya da borçla ilgili bir hikaye değil. Bu, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik gibi evrensel fikirlerin halk tarafından kabul edilip, mutlak bir monarşiye karşı verilen bir savaştı.

Halk, sıkıntıları çekti, ama sonunda kazandı. Bu da aslında bizi şu gerçeğe götürüyor: Her şeyin bir sonu vardır. Her devrim, bir iç sesin “yeter” demesiyle başlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
vdcasinoTürkçe Forum